Tefsir Oku

ANASAYFA YAZI ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Rebî, Huzeyfe ve Muğire'nin, İran Ordusu Kumandanı Rüstem ile Bu Konudaki Kıssaları

Rebî, Huzeyfe ve Muğire'nin, İran Ordusu Kumandanı Rüstem ile Bu Konudaki Kıssaları

Tarih 06.Ağustos.2009, 19:00 Editör Muallim

Rebî, Huzeyfe ve Muğire'nin, İran Ordusu Kumandanı Rüstem ile Bu Konudaki Kıssaları

Rebî, Huzeyfe ve Muğire’nin, İran Ordusu Kumandanı Rüstem ile Bu Konudaki Kıssaları
      

- İslâm ordusu kumandanı Sa’d b. Ebî Vakkas, Muğire b. Şûbe ile bazı kişilere

“Sizi İranlılara elçi olarak göndermek istiyorum” dedi. Onlar

“Emrindeyiz, bizi istediğin yere gönder” dediler. Sa’d

“Öyleyse gidip hazırlık yapın” dedi. Rebî b. Âmir

“Farsların bazı usül ve merasimleri vardır. Kalabalık gidersek kendilerine fazla önem verdiğimizi sanabilirler. Beni dinler sen sadece bir kişi gönder” dedi. Herkes bu görüşü uygun buldu ve Rebî’nin elçi olarak gönderilmesine karar verildi. Rebî Fars kumandanı Rüstem’in karargahına gitmek üzere yola çıktı. Köprünün başındaki karakola gelince, muhafızlar onu durdurdular ve Rüstem’e haber gönderdiler. Rüstem ileri gelenlere danışarak büyük bir merasim hazırlığı yaptı; yerlere halılar, minderler serildi. Altından yapılmış olan tahtının üzerine oturduktan sonra Rebî’nin getirilmesini emretti. Rebî, ufak ve uzun tüylü bir ata binmişti. Yanında cilalanmış bir kılıç vardı. Kılıcını yırtık bir bez parçasına sarmıştı. Mızrağının kabzası da devenin boyun kemiğinden yapılmıştı ve ham deriyle bağlanmıştı. Kalkanı sığır derisindendi. Üzerine de tandır ekmeği biçiminde kırmızı bir deri çekilmişti. Yayı ve okluğu da yanındaydı. Rüstem’in çadırının önüne geldiğinde

“Atından in” dediler. Fakat Rebî halılara varıncaya kadar atından inmedi. Ancak halılara bastığında atından indi ve iki yastığı delerek deliklerinden ip geçirdi ve oraya başladı. Rüstem’in askerleri, Rebîi bunları yapmaktan menedemediler. Zırhı bulanık su rengindeydi. Ortasından delerek başından geçirdiği kaftanı ise deve bellemesiydi. Hurma lifinden örülmüş bir sicimle onu ortasından bağlamıştı. Kendi kuşağını başına sarık yapmıştı. Devesinin yularını da beline kuşak yapmıştı. Kendisi Arapların en gür saçlısıydı. Başında dört tane saç örgüsü vardı. Örgüleri yabani keçinin boynuzları gibi dik duruyordu. Rebî’ye

“Silahlarını bırak” dediler. Rebî

“Ben buraya kendiliğimden gelmedim ki sizin emrinizle silahlarımı bırakayım. Beni siz çağırdınız. Ya istediğim şekilde girerim veya dönüp giderim” dedi. Bu durumu Rüstem’e bildirdiler. Rüstem

“Bırakın silahlarıyla gelsin. Tek bir kişidir ne yapabilir?” dedi. Bunun üzerine Rebî’e izin verdiler. O da mızrağına dayanarak halılar üzerinde ilerledi. Mızrağın ucu sivri olduğundan Rüstem’in yanına varıncaya kadar halıları delik-deşik etti. Rüstem’e yaklaştığında muhafızlar onu durdurdular O da mızrağını kadife bir yastığa saplayıp yere oturdu. Ona

“Neden öyle oturdun?” diye sordular. Rebî

“Böyle süslü sergiler üzerine oturmayı mübah görmüyoruz” diye cevap erdi. Rüstem

“Buralara neden geldiniz, bizden ne istiyorsunuz?” diye sordu. Rebî

“Bizi Allah gönderdi. Allah bizi, dilediği kimseleri putlara tapmaktan kurtarıp Allah’a kulluk etmeye çağırmak, dünyanın darlığından kurtarıp dünyanın genişliğine çıkarmak, batıl dinlerin zulmünden kurtarıp İslâm’ın adaletine kavuşturmak için gönderdi” dedi.[1] Rüstem yanındakilere

“Onun kılık kıyafetine bakmayın. Araplar yemeye ve giymeye önem vermezler. Giyim konusunda size benzemezler” dedi. Rüstem’in yanındakiler Rebî’nin silahlarıyla alay ettiler. Rebî

“Eğer isterseniz silahlarımızı deneyelim diyerek yırtık bir beze sarılı olan kılıcını çıkartarak onlara gösterdi. Bakınca ateş koru gibi parladığını gördüler. Bunun üzerine

“Yerine koy’ dediler. Sonra Rebî onların bir kalkanına ok attı. Onlar da Rebî’nin kalkanına bir ok attılar. Baktıklarında kendi kalkanlarının delindiğini, Rebî’nin kalkanınınsa delinmediğini gördüler. Rebî

“Ey İranlılar! Siz sadece yiyeceğe, içeceğe ve giyeceğe bakıyorsunuz. Oysa biz daha çok silahlarımıza önem veririz” dedi. Daha sonra onların istediği mühleti vererek geri döndü. Ertesi gün İranlılar. Sad b. Ebi Vakkas’a

“Dünkü adamı bize gönder” diye haber saldılar. Sa’d ise bu kez Huzeyfe b. Mihsan’ı gönderdi. O da aynı kılıkta gitti ve çadıra yaklaştığında

“İn” dediler. Huzeyfe eğer şahsi işim için gelseydim sizin bu teklifiniz uygun olurdu. Gidip kumandanınıza sorun iş onun mudur, yoksa benim mi? Eğer işin benim olduğunu söylerse yalan söylemiş olur, o zaman ben de döner giderim. Şayet işin benim olmadığını söylerse, o zaman da ben nasıl istersem öyle girerim” dedi. Bu durumu Rüsteme bildirdiler. Rüstem

“Bırakın istediği gibi gelsin” dedi. Huzeyfe çadırın dibine kadar atıyla gitti. Rüstem tahtının üzerine kurulmuştu. Huzeyfe’ye

“Atından in” dedi. Huzeyfe inmedi ve inmemekte direndi. Rüstem

“Neden sen geldin? Dünkü adam niye gelmedi” dedi. Huzeyfe

“Bizim kumandanımız herkese eşit davranır. Sıra bugün benimdir” dedi. Rüstem

“Sizin gayeniz nedir? Bizden ne istiyorsunuz?” diye sorunca, Huzeyfe

“Aziz ve Celil olan Allah Teâlâ bize dinini ihsan etti. Biz inkârdayken. ayetlerini bize gösterdi. Biz de O’na iman ettik. Bize insanları üç şeye davet etmemizi emretti. Bunlardan hangisini kabul ederseniz onu sizden kabul ederiz: Ya müslüman olursunuz. biz de sizden vazgeçeriz. Veya cizye ödersiniz, biz de sizi himaye ederiz. Ya da bizimle savaşırsınız” dedi. Rüstem

“Yahut da barış için bize mühlet verirsiniz” dedi. Huzeyfe

“Dün dahil size üç gün mühlet veriyorum” dedi ve bu kararında ısrar etti.  Bunun üzerine Rüstem, yanındakilere

“Durumu görüyorsunuz! Dün gelen adam bize hiç taviz vermedi. Üstelik kendi yerimizde bize hakaret etti. Akıl ve dirayetiyle bizi köşeye sıkıştırdı. Bugün de bu adam geldi. Bu da dünkünden aşağı değil. Biz hiç bir zaman bunlarla başa çıkamayız” dedi. Kendi aralarında tartışmaya başladılar. Huzeyfe de dönüp geldi. Ertesi gün Rüstem, Sa’d b. Ebi Vakkas’a tekrar haberci göndererek bir elçi daha göndermesini istedi. Sa’d b. Ebî Vakkas bu sefer Muğire b. Şûbe’yi elçi olarak gönderdi.[2]

- Muğire b. Şûbe köprüye vardığında köprü muhafızları onu durdurdular. Rüstem’e haber gönderip izin gelinceye kadar orada beklettiler. İzin gelince Muğire’yi gönderdiler. Muğire, Rüstem’in çadırına yaklaştığında onları yine aynı debdebe içinde gördü. Taçları altın işlemeli, elbiseleri kadifeli, sergileri ağır ve göz alıcıydı. Bir sürü merasimden sonra Rüstem’in yanına varılabiliyordu. Muğire’nin dört saç örgüsü Rüstem’in çadırına doğru giderken arkasından sallanıyordu. Çadıra girdi ve Rüstem’in tahtına oturdu. Bunu gören muhafızlar Muğire’yi tartaklayarak tahttan indirdiler ve iyice dövdüler. Muğire

“Sizin akıllı bir kavim olduğunuzu duyardık. Fakat sizden daha akılsız bir kavim görmedim. Biz Araplar birbirimize kulluk yapmayız. Aramızda sınıf farkı yoktur. Hepimiz eşit haklara sahibiz. Sizin de birbirinize kulluk etmediğinizi sanırdım. Bana önceden bir kısmınızın bir kısmınıza tanrı olduğunu söyleseydiniz daha iyi olurdu. O zaman sizin yanınıza gelmezdim. Beni siz çağırdınız, ben de davetinize icabet ettim. Artık anladım ki, sizin saltanatınız devam etmeyecek ve sonunda yenileceksiniz. Çünkü böyle adaletsiz bir kavim yaşayamaz” dedi. Bunun üzerine oradaki halk

“Bu Arap doğru söylüyor” dediler. Soylu ve ileri gelenler ise

“Bu adam öyle bir şey söyledi ki, bundan sonra halk bize kulluk etmez. Allah atalarımızı kahretsin. Ne kadar ahmak insanlarmış ki, Arapları küçümseyip onlara önem vermemişler” dediler.[3]


 
--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] İbn Cerir.

[2] Taberi, Tarih, III/33 (Seyf kanalıyla).

[3] Taberi, Tarih, III/36 (Ebu Osman en-Nehdi’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/4451-454.

Bu haber 1402 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Hayatus Sahabe

ZEYD BİN HARİSE

ZEYD BİN HARİSE Zeyd b. Hârise b. Şurâhîl el-Kelbî. Üsâme'nin babası. Ashâbın ileri gelenlerinden olup, Resûlullah (s.a.s)'...

ZEYD BİN SABİT

ZEYD BİN SABİT Zeyd b. Sâbit b. ed-Dahhâk b. Zeyd b. Levzân b. Amr b. Abdi Avf (veya Abd b. Avf) b. Ganem b. Mâlik b. en-Neccâr el...

ANKET

Sitemizde en çok hangi kategoriye yer verilsin?









Tüm Anketler

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

Copyright © 2010 TEFSİR OKU
Sitemizdeki yazı, resim ve videoların sevap hakkı tefsiroku.com 'a aittir. tefsiroku.com editörlerine DUÂ edilmeden kullanılamaz.
Bir kişinin veya bir eserin bu sitede bulunması, bu siteyi hazırlayanların bu kişiyi desteklediği anlamına gelmez.
Bu sitenin amacı bu eserleri kullanıcılarının değerlendirmesine sunabilmektir.
Sitenize Destek Olmak İstiyorum


RSS Kaynağı | Editör Başvurusu


Din

Altyapı: MyDesign - Tasarım&Destek: Palmiye Reklam

viagra pas cher kamagra pas cher viagra achat kamagra 100mg kamagra 100 viagra generique cialis en ligne cialis pas cher kamagra 100mg cialis pas cher viagra femme viagra sans ordonnance cialis 20mg kamagra now kamagra 100 kamagra gel levitra generique levitra en ligne